• BIST 106.226
  • Altın 152,260
  • Dolar 3,6305
  • Euro 4,2966
  • Eskişehir 7 °C

Haluk Koç İç Güvenlik Paketi Dedik Ama O Paket Çuval Oluyor

Haluk Koç İç Güvenlik Paketi Dedik Ama O Paket Çuval Oluyor
CHP Sözcüsü Haluk Koç, İç güvenlik paketi dedik ama o paket çuval oluyor, torba çuval oluyor. İçini dolduruyorlar çuvalın” dedi.

Bütün diktatörler, bütün katı rejim uygulayıcıları sokaklardan tepkilerden hep korkmuşlardır.”

-“Karanlık bütün rejimlerin, faşist rejimlerin tümünde gösterilere karşı korkunç bir tahammülsüzlük vardır ve orantısız şiddet kullanarak bastırma vardır.”

-“Evet sokaktan, tepkilerden bütün diktatörler gibi korkuyorsunuz. Ama korkunun ecele faydası yok.”

-“Polis memuru kardeşlerimizin çoğu genç, bu milletin evladı, dar gelirli ailelerden yetişmiş, siz bunu demokratik kurallar içerisinde kolluk gücü olmaktan çıkartıp, mevcut iktidarın baskı gücü haline getirirseniz, hepimizin evladı olan gencecik polisler milletin polisi olmaktan çıkar bu baskıcı yapının özel koruma, güvenlik alanına dönüşür”

-“Biz sürece, barışa, çözüme karşı değiliz de, ne olduğunun bilinmemesine karşıyız. Ne pişiriyorsunuz, ne pazarlığı var, ne alıyorsunuz, ne veriyorsunuz, ne oluyor bunun devamı? Bu konularda bir bilgi yok. Buna karşıyız.”

-“İç güvenlik paketine karşı olduğunu söyleyen TBMM’de  üç parti var. HDP’yi tam  bilemiyoruz tabi talimat alabilecek noktalardan farklı yönlendirilmez ise. Kendi siyasi iradesini kendisi üretebilen bir parti olmuyor zaman zaman. Bunu daha önce 4+4+4 yasalarında ya da soruşturma komisyonundan üyelerini çekmelerinde gördük. Zaman zaman iktidarın işini zorlaştırmayın tarzında talimat alabilir. İmralı’da bir devlet rehinesinin ne koşullar altında bu talimatı verdiği ortada…”

-“Mecliste oturuma katılmamakta çok kolay. Ne olacak? Çıkacaksınız, o gösteride bir süre sonra dağıtılacak. Ama mecliste iktidarın arayıp da bulamadığı muhalefetsiz bir ortam olacak, hepsi madde madde okunup hiç kimsede konuşmadan üzerinde geçmiş olacak. Ondan sonra yine siz, aynı siz buraya oturan bir CHP ya da bir muhalefet sözcüsüne canım ben vatandaşım böyle düşünebilirim. Ben bir protesto şekli düşünüyorum, bir direnme şekli düşünüyorum, bu işin sorumlusu sizsiniz, ben böyle söyledim diye sizin orayı terk etme hakkınız var mıydı diye yine bir sorgulanırız.”

-“Meclisi terk edin, katılmayın şu seçime. Terk ettik adamın istediği o. Dikensiz gül bahçesi istiyor.”

-“Doğrudan her türlü talebi tabi ki getirecek yurttaş. Oy vermeyende getirecek Cumhuriyet Halk Partisine, muhalefet partisi olarak gayet haklılar. Ama gözünüzü seviyim oy verirken de benim o gün başım ağrıyor, ben onu beğenmiyorum, orada o var ben vermem. Bu tavırdan da uzak kalalım onu söylemeye çalışıyorum. Ne kadar güçlü olunursa bütün bu parlamento içi ve parlamento dışı direniş, mücadele o kadar güçlü olur.”

-“Cumhuriyet Halk Partisi parlamentoda üzerine düşeni yerine getirecek ama parlamento aritmetiği çerçevesinde bu süreç yasalaşmaya doğru gitme inadı sürdürülürse tabi ki toplumsal muhalefetle de beraber daha önceki olaylarda olduğu gibi sokakta da her alanda direnişini yurttaşlarımızla beraber sergileyecek bir partidir.”

-“Davutoğlu beni muhatap alın, Başbakan benim demişti. Evet dedik, seni muhatap alalım, seni muhatap alalım ama sen de siyaseten ergenliğe ulaş”

-“Dün saraydan Fidan kaçırma dedim siyasi filmin adı. Fidan gemiden indi. Sırlarıyla indi. Ne kadarını tutar, sıkıştığında ne kadarını ne yapar bilmiyorum. Ama sadece bizim kendi iç siyasetimizdeki sırlar değil, uluslararası boyutta da bir takım sırların paylaşıcısı olduğu çok açık ve bunlar zannedilmesin ki bir tek Sayın Hakan Fidan’da kalan sırlar.”

Tayyip Erdoğan’ın 17 – 25 Aralık boyutunda bir devlet hegemonyasıyla kendi üzerindeki ve oğlu üzerindeki bütün iddiaların soruşturulmasının engellendiği bir dönem yaşandı. Başka bir fırtına koptu, paralel, üçgen, beşgen gitti ortalık. Savcılar, polisler, bütün bunların sırları da var. Her biri saraydan çıkıyorsun ve beyefendinin görünen fotoğraftakini söylüyorum iradesi dışında bir kararla çıkıyorsun, boşaltıyorsun o makamı ve Davutoğlu sana sahip çıkıyor. Bülent Arınç geçmiş dönemde Davutoğlu’na nasihat verir gibi gözüküyor ama bu %50’nin onlardan nefret eder hale gelmesinin sebebinin şuana kadar izlenen nefret söylemleriyle takınılan politika olduğunu söylüyor. Yani dikkat edin hedefteki oklar hep saraya. Onun için dedim saray şuanda siyasi karantinaya alınıyor. “

-“Hançer çekti hocasına rahmetli arkadan vurdu biliyorsunuz.  Geleneklerinde de var. Daha önce Brütüslük yapana da Brütüslük yapılır siyasette”

“Sarayda inşallah duvarlar kalın yapılmıştır. Çünkü çok yumruklayacak “ diyen CHP Genel Başkan yardımcısı ve Parti Sözcüsü haluk Koç Halk Tv’nin canlı yayını Medya Mahallesi’nde gazeteci-yazar Ayşenur Arslan’ın sorularını şöyle yanıtladı

Ayşenur ARSLAN- Haluk Koç hoşgeldiniz.

Haluk KOÇ- Hoşbulduk Ayşenur hanım.

Ayşenur ARSLAN- Sizde bibergazı yemişlerdensiniz değil mi?

Haluk KOÇ- Genzimde epey bir burukluğu vardır. Manzara çok acı, görüntü çok acı ve o görevle görevli kılınan polis memuru kardeşimize ensesine yapışmış bir el o deyimi kullanıyorum ‘sık lan sık’ hedef orada. Kendisi gibi ücretli bir hak talebinde bulunan, demokratik bir anayasal hakkını kullanan insanların üzerine ‘sık lan sık’.

Ayşenur ARSLAN- Buna geleceğiz şu nedenle, zaten mecliste önümüzdeki hafta sizi çok yoğun bir gündem bekliyor. Özellikle bu iç güvenlik paketiyle, daha doğrusu torbaya döndü o torbasıyla birlikte.

Haluk KOÇ- Torbalar çuval oluyor daha sonra biliyorsunuz. Biraz daha genişliyor.

Ayşenur ARSLAN- Doğru. Ama artık hani bazen minareler o çuvallara sığmıyor galiba.

Haluk KOÇ- Kötü niyetleri sığmıyor doğrudur.

Ayşenur ARSLAN- Bazı şeyler artık sığmıyor çuvallara mızraklar. Döneceğiz çünkü, hani adım adım faşizm geliyor derken herkesin MHP’nin bile en büyük argümanı bu yasa tasarısı, paket. Ama önce bir sıcak gelişme, sonra bugünün en önemli olayı böyle adım adım gideceğiz.

Erdoğan, Güney ve Orta Amerika gezisine çıktı biliyorsunuz Kolombiya, Küba derken Meksika. Bir gün erken dönüyormuş. Az önce geldi haber Doğan haber ajansından gördüm. Gezisinin kalanını programın 1,5 günü hatta iptal etmiş ve dönüyormuş. Acaba sağlık durumunda mı bir soru işaretinden söz edebiliriz. Yoksa Ankara’da kan gövdeyi götürmeye başladı AKP cenahında mı?

Haluk KOÇ- Rivayetler muhtelif. Yorumlarda muhtelif olabilir sizin dediğiniz gibi.

Ayşenur ARSLAN- Sağlık meselesini bilemeyiz ama AKP’deki kan gövdeyi götürme meselesine değiniriz. Çünkü sizin zaten bu konuda çok ciddi tespitleriniz var. Şimdi dediğim gibi günün en önemli haberiyle başlayalım. Erdoğan’ın erken dönmesi önemli, gerekçesi her ne olursa olsun önemli. İlerleyen dakikalarda belki açıklık gelir bu konuya bilemiyorum. Ama şimdi biz bugünün en önemli olayıyla başlayalım. Bugünün önemli olayı diyorum da medya mahallesine şöyle bir bakıyorum gazetelere. Sadece Yurt’un sür manşetinde gördüm çağdaş eğitim için boykot günü diye vermiş.

Haluk KOÇ- Birgün’de de var.

Ayşenur ARSLAN- Tabi Birgün’de de var. Büyük gazetelerde hele hiç yok. Oysa sahiden çok önemli. Bir kere bu boykot laik, çağdaş eğitim için yapılıyor. Şimdi çağdaş kelimesini de bir kenara bırakın laik eğitim meselesi son derece önemli. Birleşik Haziran Hareketi öncü çağrıcısı ama işin içinde Aleviler var, demokratik güçler var. Bu boykot nedeniyle bir gün çocuklarını okula göndermeyecekler zorunlu din dersine. Hele Sünni ve neredeyse selefi bir anlayışla kotarılmış bir din dersine çocuklarımızı göndermeyeceğiz diyor veliler en tabi hakları. Ama Türkiye’nin her yerinde sıkıyönetim var adeta. Önceden gözaltılar yapıldı, hatta Birleşik Haziran Hareketinin İzmir temsilcisi Onur Kılıç CNNTÜRK’te Şirin Payzın’ın konuğu olacaktı…

Haluk KOÇ- Önceden tedbir aldılar.

Ayşenur ARSLAN- Tedbir aldılar gözaltına aldılar. Şimdi birçok yerde sadece Onur Kılıç değil bir çok yerde birçok insan gözaltında. Liseliler gözaltında, üniversiteli gençler gözaltında. Yani hakikaten mesela bunun için el ilanı dağıtıyorlar diyelim ki bu yüzden gözaltına alınıyor.

Şimdi Haluk Koç, bu bir suç mudur? Mesela bir boykot için çağrıda bulunmak, hadi buyurun gelin demek?

Haluk KOÇ- Suç olmadığı aşikar Ayşenur hanım. Bakın bütün demokratik ülkelerde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde de bunun karşılıkları vardır maddelerde ve Türkiye’de bunlara taraftır ve bu demokratik ülkelerin anayasalarında protesto hakkı barışçıl yönden demokratik gösteri ve yürüyüş yapma hakkı, çeşitli barışçıl eylemler yapma. Eylem derken hemen mutlaka farklı bir boyuta çekilmesin. Mesela bu şekilde bir boykotta bir günlük bir boykotta bir eylemdir. Bunların hepsi meşru, demokratik, yasal haklardır ve anayasa çerçevesinde de bunlar tanımlanmıştır ve Türkiye’nin de üye olduğu uluslararası kuruluşların insan haklarını düzenleyen genel çerçevelerinde de yer bulmuştur. Avrupa Konseyi en önemli kurumlardan bir tanesi biliyorsunuz Türkiye’nin de kurucu üyesi olduğu ve şuanda 47 üye ülkeden oluşan AB üyesi ülkelerin dışındaki Belarus dışındaki Avrupa ülkelerini de kapsayan bir yapı ve buna bağlı olarak biliyorsunuz AİHM ve parlamentosu var. Ve bu çerçevede demokrasi, insan hakları ve hukuk devletini bu 47 üye ülkenin tümünde belirlenen standartlarda uygulanmasını öngören bir kuruluş. Türkiye’de kurucu üye ikinci dünya savaşı sonrasında. Ve burada Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi bütün bu ülkeleri bağlıyor.

Ayşenur ARSLAN- Ortak anayasa gibi.

Haluk KOÇ- Bir çeşit ama dediğim gibi çatısını demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti kavramları oluşturuyor. Yani siz orada üye olacaksınız, o parlamentoda bir AKP’li parlamenter şuanda Dışişleri Bakanı olan Sayın Çavuşoğlu iki yıl başkanlık yapmış olacak ve siz bu sözleşmenin işinize gelmeyen hiçbir hükmünü uygulamayacaksınız.

Şimdi nedir alınan önlem? O kadar büyük bir korku, çekingenlik var ki, yani bir basit demokratik deminde söyledim aynısını tekrar ediyorum. Çünkü bunu izleyenlerimizde dikkat etmek zorunda. Anayasal ve yasal sınırlar içerisinde yapılan meşru protesto hakkı hemen bu küçük kıvılcım biraz genişler, büyür, daha sonra bizi tehdit edebilecek farklı noktalara gider, yaygınlaşır, bir genel sokak tepkisine dönüşür diye korkuyorlar. Ama tarihe baktığımız zaman Sayın Aslan bütün diktatörler, bütün katı rejim uygulayıcıları sokaklardan hep korkmuşlardır. Tepkilerden hep korkmuşlardır. Onun için dikkat edin karanlık rejimlerin, faşist rejimlerin tümünde bu tür gösterilere karşı korkunç bir tahammülsüzlük vardır ve orantısız şiddet kullanarak bastırma vardır. Bunu gezinin yönetilmesinde de gördük devlet tarafından. Yani harekete karşı alınan tedbirler boyutunda da gördük. Bu da benzer eylemlerden bir tanesi. İnsanlar laik, çağdaş, bilimsel eğitim için, AKP döneminde kaybolan bazı kavramların eğitimde tekrar hatırlanması için bir günlük çocuklarını okula göndermeme yönünde bir eylem planlamışlar. Bu barışçıl mı? Barışçıl. Burada şiddet var mı? Yok. Mevcut Başbakanın veya diğer AKP sözcülerinin güvenlik yasası önümüzdeki hafta iç güvenlik yasası meclise geleceği zaman işte kendi kongrelerinde müsamere tarzı konuşmaları sırasında hep söylüyorlar biliyorsunuz. Siz Molotof atana da sahip çıkıyorsunuz. Kardeşim burada Molotof atan var mı? Sapan atan var mı? Cam, çerçeve kıran var mı? Hayır yok. Ama bunlarda tehlikeli.

Ayşenur ARSLAN- Korku sözcüğü hakikaten en önemli…

Haluk KOÇ- Sokaktan korkarlar.

Ayşenur ARSLAN- Döneminde şifresi gibi oldu neredeyse. Şimdi sadece önceden gözaltı falan meselesi değil birde bunu çok açıkça söylediler okuldaki gelmeyen çocukları resmen fişleyecekler. Ailelerini, çocukları. Şimdi bunun korkusuyla bu boykota ne kadar uyulabildi tabi bunu bilme imkanımız zaten yok da bu korku iklimi çok yayın mı size göre?

Haluk KOÇ- Gittikçe kapalılaşan, gittikçe tek bir insanın demokrasiyi bugün tarif eden tüm güçler ayrılığı ilkelerini tek bir yetkide toplayan sistemlere baskıcı sistem diyoruz. Bugün Türkiye’nin gittiği istikamet maalesef bu. Yani siz bu süreçlerde bütün meşru demokratik hak ve hukuk kavramlarını sümenaltı ederseniz, hasıraltı ederseniz muhalefete ya da bu tür toplumsal refleksleri gösterenlere tahammülsüz davranırsanız bu rejiminizi ilelebet sürdürmeniz mümkün olmaz. Evet sokaktan korkuyorsunuz, evet sokaktaki tepkilerden korkuyorsunuz, evet sokakta bu tepkilerin gittikçe kalabalıklaşarak farklı noktalara gitmesinden de korkuyorsunuz. Bütün diktatörler gibi korkuyorsunuz. Ama korkunun ecele faydası yok. Yani bu baskı nereye kadar gider? Bu baskı artar. Yasama organına şuanda uyguladığınız tahakkümle, baskıyla istediğiniz yasal çerçeveyi de oturtturabilirsiniz bu baskı kavramına. Yani ona bir yasal güvencede sağlayabilirsiniz. Ama eninde sonunda çatırdamaya başlarsınız ve kendi içinizden başlar bu çatırdama önce.

Ayşenur ARSLAN- Çok acayip sesler geliyor oradan çatur çutur.

Haluk KOÇ- Önce mırıltılardı, biraz daha arttı ve sizde vurguladınız programa girerken. Dün kısa bir tahlilde bulunmaya çalıştım ben, bir siyasi analizde bulunmaya çalıştım. Zaman zaman orantılı hiciv kullanarak da bunu ifade etmeye çalıştım belki dinleyen kulak sayısını artırabilirim şeklinde düşünerek. Buna isterseniz daha sonra geçelim.

Ayşenur ARSLAN- Şimdi ben bu korku meselesinde birkaç ayrıntıyı ayrıntı olmayacak kadar önemli ayrıntıyı paylaşmak istiyorum sizlerle. İlki bir fotoğraf. World Press Photo 2014 yarışmasının birincisi oldu haber dalında. Gezide çekildi, bir gencecik kız polislerin arasında yere düşmüş vaziyette ellerinin üzerinde o genç kız. Bu fotoğrafı AFP Agence France Presse ajansının foto muhabiri Bülent Kılıç çekti ve dünya basın fotoğraflarında 2014’ün birincisi oldu. Çok çarpıcı. Şimdi bakın bu ne demek? Bu Türkiye’de yaşananların, Türkiye’deki korku ikliminin artık küresel hafızaya malolması demek. Artık bu dünyanın hafızasına emanet. Bu unutulmayacak.

İki; böyle böyle gidiyor nereye kadar gidiyor diye sonra o polis paketine geçeceğim. Gelin şu görüntüye bir daha bakalım. Bütün ayrıntılarını görmeye çalışarak bakalım. Malum polisin Gaziantep’te yeni sanayi sitesinde işyeri alamayan esnafın şikayeti. Bütün mesele bu. Bundan daha doğal bir talep olabilir mi? Bu dertlerini dile getirmek için valiye gitmek istiyorlar ve işte sonrasında yaşananlar.

Biz esnafız esnafız diye bağırıyor bir insan. E be esnaf kardeşim affedersin ama o da bu ülkenin öğrencisiydi, o da bu ülkeden sıradan yurttaşıydı. Ona sustun. Susa susa geliyor sana sıra. Faşizmde böyle bir şey değil mi?

Haluk KOÇ- Aynen öyle. Bertolt Brecht’in sözlerini hatırlıyorsunuz. Yani 30’lar Almanya’sında sıranın herkese nasıl geldiğini. Sırası gelenin diğerleri tarafından seyredildiğini, tepkiye katılmadığını, nasıl olsa ben rahatım şimdilik diye. Ama sıra kendisine geldiğinde bağıracak kimsenin kalmadığını çok güzel biliyorsunuz özetler. Aynı o benzetmedeki gibi. Ben esnafım diyor esnafa kalkan eller kırılsın diyor. Herhalde bir fiziki darpta yapıldı bu olayın öncesinde ve ondan sonra yaşanan sahne sık sık Ekrem sık ve inanılmaz iki tane amir anladığım kadarıyla biri vuruyor, biri boğazını sıkıyor, garibim Ekrem’de işte bibergazı sıkıyor renginden de belli kırmızı bir bibergazı. Ama dünden beri söylediğimiz olaylar zincirinin bir parçası. Yani hiç rahatsız edilmeyecek, hiçbir demokratik hak arayışı olmayacak. Şimdi bakın, makul bir yönetim anlayışında orada bir uygulama yapılmış konunun detayını bilmiyorum ve oradaki işyeri sahibi esnaflar bu işten mağdur olduklarını ifade ediyorlar. Ve bunu bir bütün demokrasilerde çok net gözüken ve olması da gereken bir hak olarak orada toplanmışlar bunu protesto ediyorlar. Mutlaka bu protestodan önce uğradıkları haksızlıkla ilgili gerekli mercilere başvurmuşlardır, sonuçsuz kalmıştır. Ama seslerini yerel ve genel basına da duyurabilmek için kurallar içerisinde bir tepki gösteriyorlar.

Şimdi bunları çevirseniz bağıracaklar. İki saat bağırdılar, bir yere kadar gittiler. Yani bir fiziki taşkınlık, bir etrafa zarar verme süreci olmadan niye müdahalede bulunuyorsunuz kardeşim. Yapmayın. Bütün olaylara bu şekilde yaklaşırsanız yine birisinin benzetmesidir o siyasette yani kediyi köşeye sıkıştırırsanız çıkış yolu kalmadığında siz sevmek için bile ona gitseniz o anlamaz ve üstünüze atlar.

Ayşenur ARSLAN- En son kim söyledi hatırlıyor musunuz bunu?

Haluk KOÇ- Arınç mı? İşte onun için söyledim bende. Ve cırmalar lafını da kullandı. Yani bu hale getirmemek gerekir toplumu. Her konuda böyle.

Ayşenur ARSLAN- Polis gördük ki son 10 yılda kah cemaat tarafından kuşatılmış, ele geçirilmiş belli yerlerde şimdi onu temizlemeye çalışıyorlar güya ya da AKP iktidarının sopası haline getirilmiş. Biz sıradan vatandaşlar bu polise nasıl güveneceğiz, bu nasıl temizlenecek? Geçenlerde bir araştırma yayınlandı gazetelerde polis karşısındakini terörist diye görüyor. Kendisine düşman diye görüyor, öteki diye görüyor. Böyle bir eğitimle zaten sokağa çıkıyor o. Yani nasıl olacak da bu beyinler, bu zihinler temizlenecek?

Haluk KOÇ- Şimdi Ayşenur hanım şunu söyleyeyim. Öncelikle emniyet teşkilatı önemli görevleri üzerine almış olan bir teşkilatımızdır. İşte yok paraleldi, dikeydi, kareydi, dörtgendi bir sürü hikaye anlatıldı biliyorsunuz. Sonuçta birebir baktığınız zaman polis memuru kardeşlerimize çoğu da genç. Baktığınız zaman bu milletin evladı. Hepsi dar gelirli ailelerden yetişmiş, işte temel polislik eğitimini almış bir noktada bir toplum polisi olmuş, çevik kuvvet olmuş ya da farklı noktalarda görev yapmış. Şimdi siz bunu demokratik kurallar içerisinde bir kolluk gücü olmaktan çıkartıp mevcut iktidarın sürekli sokaktan korkan yani demokrasiden kaçan totaliterleşen bir iktidarın bir baskı gücü haline getirirseniz o zaman o hepimizin evladı olan ortalama Türk ailesinden çıkmış o gencecik evlatlarımız o zaman milletin polisi olmaktan çıkar bugünkü bu baskıcı yapının özel koruma, güvenlik alanına dönüşürler.

Şimdi buna çok dikkat etmek gerekiyor. Şimdi bu arkadaşlarımızı yani siyaset hayatım boyunca gerek trafik alanında, diğer toplumsal olaylarda karşı karşıya kaldık, hakaretlere de uğradık. Mesela gezi olayları sırasında Ankara’da hiç unutmam İstanbul’da Taksim meydanından sonra Ankara’ya gittiğimizde o gün meydana gelen olaylar, Terörle Mücadele Dairesinin bahçesinde belediye otobüslerine doldurulmuş sokaktan toplanmış gencecik evlatlarımız, kadınlar gece saat 2’de, 3’de yani orada gidip Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri olarak kötü davranılmamasını rica ettiğimizde, şurada burada kenara dizilmiş olan sivil kılıklı bir takım memur arkadaşlardan ağır küfürlerde işittik. Ben ona da kızmıyorum. Onlarında geçim sıkıntısı var, onlarında inanın yaptıkları işle aldıkları ücret, harcadıkları fazla mesai, emekli olduklarında çalışırken aldıkları ücretin çok altına düşmeleriyle kaybettikleri bir sosyal seviye. Bunlarda ciddi sorunlar bunlara hiç değinilmiyor. Sadece biliyorsunuz Türkiye’de büyük bir istihdam sorunu var ve kendilerine uygun davranacak olan bilhassa amirleri aracılığıyla gariban Ekrem’imi mi gördünüz orada. O çocukcağız ürküyor, karşısındaki insan çünkü kendi babası da olabilir.

Ayşenur ARSLAN- Füsun Rona demiş ki, polis Ekrem’in akıbetini çok merak ediyorum, çok acıdım demiş.

Haluk KOÇ- Çok da dillendirmeyelim de akıllarına karpuz kabuğu düşmesin.

Ayşenur ARSLAN- O kapuz kabuğu her hâlükârda düşer.

Haluk KOÇ- Bunlarında sorunları var. Onun için toptan bir emniyet teşkilatını değil, ama onlara şuanda ben maalesef daha hala bir iki kendini bulma gayretleri var Sayın Başbakanın, Davutoğlu’nun ama daha hala yukarıdaki vesayetin doğrudan İçişleri Bakanına ki bir memur gibi çalışıyor İçişleri Bakanı şuanda. Belki yine mahkemeye verebilir. Sayın Ala bu sözlerimi de mahkemeye taşıyabilirsiniz daha öncekilerini taşıdığınız gibi. Yani şuanda Cumhurbaşkanı görevi yapan kişinin bir özel güvenlik memuru gibi çalışamaz Türkiye’de bir İçişleri Bakanı ve onun altında da emniyet genel müdürlüğünden başlayın bütün kademelere. Hatırlıyorsunuz o düşen tapelerde kırın kapıyı alın kardeşim diyen adam bu. Bu talimatları da verir…

Ayşenur ARSLAN- Yasayı sonra çıkartırız dedi hatta.

Haluk KOÇ- Yasası sonradan gelir. Şimdi düşünün bu yapı içerisinde sadece Ekrem örneğinden değil yüzlerce Ekrem istemedikleri, görevlerinin bu olmadığını bile bile, amirlerinin silsile yoluyla gelen emre uymaları sonucu toplumla karşı karşıya. O zaman milletin polisi olmuyor. Ama bunda Ekrem’in suçu yok. Ekrem’in hiçbir suçu yok. Ekrem’in tam tersine geçim sıkıntısı var. Belki karısı hamile, nereden nereye gideceğini iki ayda bir tayin olacağını aklına getiriyor. Bir yerde sabitte görev yapamıyor bu çocuklar.

Onun için polis üniforması içerisinde Ekrem’e kızmayalım. O ensesini sıkana bir derece kızacağız tabi. Ama esas sorumlu ona o talimatları silsile yoluyla veren zincirdir. Ben çok açık söyledim.

Ayşenur ARSLAN- Tam de böyle bir konjonktürde meclise kucağınıza şimdi bir alev topu geliyor. İç güvenlik paketi, torbası her neyse. Şimdi hep söylüyoruz yani faşizm yasası diyoruz, bu kadar artık antidemokratik baskıcı yönetimden sonra adını koyalım bu faşizmdir diyoruz. Öyle midir gerçekten? Bu yasa ne getirecek? Bizim hayatımızı nasıl etkileyecek?

Haluk KOÇ- Şöyle söyleyeyim Ayşenur hanım, daha önce biz olağanüstü hal dönemlerini yaşamış bir kuşağız. Yani siyasetin içindeyken de gördük. Üniversite öğrencisiyken zaten sürekli sıkıyönetim dönemlerini yaşayarak geldik. Olağanüstü dönemlerin sıkıyönetimle taçlandırıldığı dönemleri yaşadık. Yani Türkiye’de işte konuşmamızın ilk bölümünde tarif ettiğimiz o demokrasi, insan hakları, hukuk devleti kavramlarının içinin tamamen boşaltılıp rafa kaldırıldığı sürekli bir olağanüstü hal döneminin, sürekli bir tam tarif edilmemiş bir sıkıyönetim halinin geçerli olacağı bir toplumsal düzene geçiştir. Böyle tarif edeyim geneli budur. Yani sürekli bir sıkıyönetim hali ya da sürekli bir olağanüstü hali tarif eden yasal çerçevedir.

Tabi getirilen argümanlar, getirilen karşı koyuşlar iktidar tarafından açık. Yani hiç kimse aptal yerine koymayın ben bunu ifade etmeye çalışıyorum. Efendim siz Molotof atanların önünde mi yürüyeceksiniz? Molotof atana mı karşısınız? Şimdi birkaç pencereden bakmak lazım neler getirdiği zaten çok konuşuluyor. Yani polise verilen yetki, istediğini arama yetkisi, polisin savcı yerine geçmesi, dinleme, arabasında, evinde arama yapma, gözaltı alma süreleri, mahkemeye çıkartmanın gecikmesi. Bir sürü o anda iradeyle uygulanacak ama karşısındaki kişinin hak ve hürriyetlerini tahdit edecek ve çok daha farklı noktalarda karşı karşıya bırakacak bir demet. Şuanda paket dedik ama o paket çuval oluyor biliyorsunuz. Torba çuval oluyor.

Ayşenur ARSLAN- Ne atacaklar onun içine ayrıca?

Haluk KOÇ- Bilemeyiz. Yani muktedir o anda ihtiyaç gördüğü farklı şeylerde ekleyebilir ya da seçime gidiyoruz hiç alakası olmayan bir başka kanunun bir başka maddesinin bir başka fıkrasını değiştirmek için bir şeylerde ekleyebilir.

Ayşenur ARSLAN- Davutoğlu halbuki bundan sonra…

Haluk KOÇ- Davutoğlu’na isterseniz ayrı bir parantez açalım. Çünkü iki pencereden değerlendirmek istiyorum Sayın Davutoğlu’nu.

Ayşenur ARSLAN- Torba yasa olmayacak dedi de onun için sordum.

Haluk KOÇ- Bir şey olmayacak dendiyse bu iktidar döneminde onun olacağının ön işaretidir bu. Yani biraz Türkçeyi dolambaçlı kullanıyor arkadaşlar.

Ayşenur ARSLAN- Faşizm yasası dediğimiz ya da sizin sürekli sıkıyönetim hali dediğiniz…

Haluk KOÇ- Evet nasıl direnecek? Şimdi bunu birde tahlil etmek lazım. Bakın şimdi Türkiye’de niye buna demin esnaf olayından, işte geziden başlayıp değişik bugünkü çok basit anlamlı olabilecek bir boykot çağrısını yapanlara karşı takınılan tavırda dahil olmak üzere Gaziantep’teki esnaf protestosuna dönük şiddet uygulamada dahil tüm örneklerini vererek söylüyorum. Bu tür bir defa genelinden baktığımız zaman bu tür toplumsal olayların büyüyerek daha farklı bir siyasi protestoya dönmesinin önünü almak istiyorlar. Bu bir. Yani yıldırmak, korkutmak. Canım yani şimdi bakın Beşiktaş semtindeyiz, benimde doğduğum semt. Şimdi Beşiktaş’ın dünyaca meşhur Çarşı grubundan bir terör örgütü üreten mantık Ayşenur hanım.

Bakın, Çarşı grubundan bir terör örgütü üreten mantık. Yani sokakta bir araya gelmiş üç kişiden, beş kişiden neler üretmez bunları düşünün. Yani şimdi bu büyük pencereden. Ama bakın başka olaylar daha var. Bunu hiç kimse alınmasın bu tahlili yapmak zorundayım. Süreç dediğimiz Sayın Kılıçdaroğlu’nun da geçen gece bir televizyon programında çok net bir şekilde sorguladığı efendim siz çözüme karşısınız, barışa karşısınız, sürece karşısınız. Biz sürece, barışa, çözüme karşı değiliz kardeşimde ne olduğunun bilinmemesine karşıyız. Yani ne pişiriyorsunuz, ne pazarlığı var, ne alıyorsunuz, ne veriyorsunuz, ne oluyor bunun devamı? Bu konularda bir bilgi yok. Buna karşıyız. Bunu Sayın Kılıçdaroğlu ifade ettiği için ona girmiyorum. Fakat seçim ve sonrasında kurulan pazarlık masasında en yukarıda kişinin kafasına göre bir anayasa değişikliği, başkanlığa onu götürecek tüm yetkileri kendisinde toplayacak bir pazarlık payı masanın bir ucunda ve bir terör örgütünün organizasyonuyla Türkiye’nin şuanda fiilen yine Sayın Kılıçdaroğlu’nun deyimiyle söylüyorum bir paralel devlet kurulduysa Türkiye’nin belli bir coğrafyasında kuruldu ve siz buna seyirci kalıyorsunuz diye eleştirmişti hatırlıyorsunuz.

Şimdi böyle bir süreç o bölgede verilen tavizlerle farklı bir noktaya giderse Türkiye’nin bölgelerinde olabilecek olan tepkiler batıda, Karadeniz’de, İç Anadolu’da, güneyde olabilecek tepkilere karşıda belki bu güvenlik paketinden meramları o da olabilir. Yani doğabilecek olan tepkileri de şimdiden sindirmeye, korkutmaya dönük. Çünkü bakın pazarlık çok kötü.

Ayşenur ARSLAN- Zaten bunu ima etti Erdoğan. Dedi ki, eğer dedi bu paket çıkmazsa seçimlere silahların gölgesinde gideriz dedi.

Haluk KOÇ- Açık bir tehdittir bu ve demin söylediğim boyuta da geliyor.

Ayşenur ARSLAN- Çok sıcak bir haber daha var. Yaklaşık 45 dakika önce meydana gelen bir olay. Şanlıurfa’nın Suruç ilçesi girişinde polis kontrol noktası. Burada bir bombalı araçla bir saldırı var. Çok sayıda yaralı ve polise yönelik bir saldırı. Doğan haber ajansına göre çok sayıda yaralı var ve bunlar polis hastaneye kaldırılmışlar. IŞİD’de olabilir değil mi?

Haluk KOÇ- Her şey olabilir. Orada o kadar çok bu işe soyunabilecek olan yapı var ki. Ve biz davet ettik bunları biliyorsunuz. Neyi davet ettik? Buradaki terör yapılarını gelin Türkiye’de de hedef seçin diye biz davet ettik. Bunu hep söyledik Sayın Arslan.

Bakın, bu bilinçle bu ilişkileri kurarak kimin yaptığını bilmiyorum ama yapabilecek olanların konuşuyoruz ihtimal dahilinde olanları. Yani Türkiye’ye yanı başımızda yeni yeni filizlenen yeni terör odaklarını, en radikal terör örgütlerinin yapacağı terör olaylarını Türkiye’ye davet edersiniz, Türkiye’ye ithal edersiniz dedik. Reyhanlı’da bir olay oldu, Gaziantep’te bir olay oldu, Ceylanpınar’da bir olay oldu. Hepsinden sonra yaptıkları açıklamalarda hayret yani bugün hava kar yağıyor CHP suçlu gibi.

Ayşenur ARSLAN- Soru önergeleri veriyorsunuz. Yanıt alabiliyor musunuz?

Haluk KOÇ- Şimdi bir kısmı savsaklanıyor. Onlar Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekillerimiz, grup yönetimimiz tarafından da açıklanıyor. Bir kısmına suya tirit diyebileceğimiz esas sorulan sorunun öznesi dahi olmayacak yanıtlar veriliyor. Denetim mekanizması içerisinde biliyorsunuz araştırma önergeleri var. Birde soruşturma önergeleri var. Araştırma önergeleri muhalefet getirdiği zaman kabul edilmiyor. Sadece 10’ar dakikadan 2 kişi lehte, 2 kişi aleyhte konuşuyor ve oylanıyor. Soruşturma önergesi önemli bir denetim mekanizması meclisin. Çünkü bir yasama, bir denetim faaliyeti var TBMM’nin. Yani bu soruşturma önergeleri özel noktalarda anayasanın 101, 102. maddeleri boyutunda adım atılıyor. Onun da son örneğini yaşadık biliyorsunuz. Açık, net her şey ortada. Bilgi, belge, görüntü, delil, kanıt ne derseniz deyin bütün bunlar ortadayken hem de gizli oylamayla iradeler ipoteklendi. Ne yapıyorsun sen kardeşim, nasıl gidecek ucu bana dokunur diyen bir ses geldi biliyorsunuz ve o ses hepsine hakim oldu.

Ayşenur ARSLAN- Bir telefonla iş terse döndü değil mi?

Haluk KOÇ- Hayır. Bütün bu belgeler, bilgiler, kanıtlar ortada olmasına rağmen daha üst yargıya gitme yolu kapatıldı. Yani denetim mekanizması siz sordunuz yanıt alıyor musunuz almıyor musunuz? Yani bu süreç içerisinde sokakta totaliterleşen, sokakta baskı kuran, demokrasiden adım adım uzaklaşan bir yapı TBMM’yi denetim faaliyetine izin verir mi? Kendi çoğunluğuyla vermez. Parmak sayısı işte onun için. Müsaade ederseniz çok küçük bir paragraf ekleyeceğim.

Onun için oy verirken değerli yurttaşlarım, ben bir Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili ve sözcüsü olarak yani Cumhuriyet Halk Partisine oy verin çağrısını tabi ki yapıyorum ama ne olur elinizi vicdanınıza koyun. Orada bir Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilinin fazla olması her tür oylamada inanın dengeyi çok daha farklı etkileyecektir. Ben şunun için söylüyorum…

Ayşenur ARSLAN- Oy isterken vatandaşa da şöyle de bir ben onlar adına soru soracağım size. Şu soruya cevap vermeniz lazım. Şimdi CHP ne yapıyor? Herkesin sorduğu soru bu. Ben CHP’nin birazdan konuşacağım sizin mesela bu torpil listelerini açıklamanız müthiş ilgi gördü, reytingi yüksek oldu. Onları soracağım ama şu faşizm yaşasını konuşmaya başlamışken soruyum. Şimdi Sayın Kılıçdaroğlu grup toplantısında çıktı dedi ki, eğer dedi böyle giderse dedi çok özetle halkın dedi direnme hakkı doğar dedi. Bunlar çünkü gayrimeşrudur dedi. İşte bakın direnme hakkı doğar dedi ve hatta hep beraber kurtuluş savaşını başlatmak zorundayız gibi bana göre son zamanların en önemli çıkışını yaptı. Şimdi ama bu lafta mı kalacak?

Bakın, bu yasa meclise gidecek. Bana gelen maillerden ya da twitlerden ben biliyorum. CHP buna nasıl direnecek diye soruyorlar.

Haluk KOÇ- İşte bende tam bu sorunuz çerçevesinde söyledim. Keşke 1 AKP, 5 AKP, 10 AKP milletvekili eksik olsa muhalefettekiler fazla olsa onu söylemeye çalışıyorum.

Ayşenur ARSLAN- Muhalefettekiler fazla olsa zaten bunlar olmazdı. Ama şuanda tablo bu.

Haluk KOÇ- Hayır daha fazla olsa diyorum.

Ayşenur ARSLAN- Tamam ama şuanda değil. Ben şuanda CHP’nin nasıl direneceğini soruyorum. Şimdi mesela bir HDP’li vekil çıktı dedi ki, gerekirse dedi bütün muhalefet partileri olarak biz seçime kadar bu yasayı çıkartmamak için kürsüden inmeyelim, konuşalım, konuşalım dedi.

Haluk KOÇ- Meclis pratiği çok az olan bir vekil o Sayın Demirtaş.

Ayşenur ARSLAN- Olabilir ama ne yapacaksınız?

Haluk KOÇ- Biraz uzaktan izlemiş meclis çalışmasını Sayın Demirtaş.

Ayşenur ARSLAN- Tamam ne yapabilirsiniz peki, nasıl direnebilirsiniz?

Haluk KOÇ- Ben aydınlatayım. Şimdi şöyle söyleyeyim, ben 5 yılda grup başkanvekilliği yaptığım için TBMM’nin içtüzüğünü de iyi kötü biliyorum. Bunu söyleyen HDP’li vekil ki Sayın Demirtaş Eş Başkanları. Laf olsun, torba dolsun tarzında bir yaklaşımda bulunuyor. Tabi ki direneceğiz.

Şimdi TBMM’de içtüzük dediğimiz meclisin iç anayasası diyelim muhalefet partilerine bazı imkanlar verir. Gündem geldiğinde siz o günün dışında bir grup önerisi getirirsiniz, o grup önerisi 19.madde çerçevesinde gelir, işte dediğim gibi 10’ar dakikadan 40 dakika 2 lehte, 2 aleyhte konuşulur ve oylanır. Büyük bir ihtimalle de reddedilir daha ana gündeme geçmeden. Şimdi üç muhalefet partisi var. Sayın Bahçeli’de biliyorsunuz bu yasayla ilgili çok sert değerlendirmeler yaptı. Sayın Kılıçdaroğlu zaten çerçevesini oldukça genişletti ve haklı bir tespitte de bulundu. HDP bilemiyoruz tabi talimat alabilecek noktalardan farklı yönlendirilmez ise bu da bir Türkiye’nin gerçeği bunu da konuşmakta fayda var. Yani kendi siyasi iradesini kendisi üretebilen bir parti olmuyor zaman zaman. Bunu daha önce 4+4+4 yasalarında ya da soruşturma komisyonundan üyelerini çekmekte bunu gördük. Yani zaman zaman şöyle bir talimat alabilir. Aman iktidarın işini zorlaştırmayın tarzında.

Ayşenur ARSLAN- İmralı’dan?

Haluk KOÇ- Açık söylüyorum ve orada da bir devlet rehinesinin ne koşullar altında bu talimatı verdiği ortada. Hiç kimse darılmasın bu tespitleri yapmak zorundayız siyaseten. Üç parti, üç grup önergesi 40’ar dakikadan 120 dakika 2 saat gitti. Ara verdi, usul tartışması yapıldı 3 dakika, 5 dakika, yoklama istendi, şu oldu. 2 saat 120 dakika oldu 2,5 saat. Ondan sonra ister istemez gündeme geçiyorsunuz. Gündem geldiği zaman…

Ayşenur ARSLAN- Ama siz bana içtüzükten söz ediyorsunuz.

Haluk KOÇ- İşte bakın direnme dediğimiz şey mecliste sabaha kadar konuşmaktan bahsediyor beyefendi. Sabaha kadar konuşamayacağını söylüyorum.

Ayşenur ARSLAN- Tamam da mesela dedim onu. Yani o beyefendi onu demiş olabilir, konuşamayabilirsiniz…

Haluk KOÇ- Ben bizi izleyen vatandaşlarımıza onu anlatmak istiyorum. Yani şunu söylüyorum geldiğinde…

Ayşenur ARSLAN- Peki ne yapabilirsiniz? Mesela mecliste oturma eylemi kardeşim bunu geri çekene kadar oturacağız der misiniz?

Haluk KOÇ- Bakın, daha öncesinde spektaküler diyelim yani görsel diyelim. Bir takım eylemler planlanmıştır belli bir takvimde bitiyor bunlar. Yani burada eğer bu işte gerçekten demin söylediğim eleştiri payını da açık tutarak söylüyorum yani işin bir yerinden tamam artık ben çekiliyorum bu noktada demeyecek bir süreç çalışırsa farklı tavırlar alınabilir. Ama bunlar meclis iç tüzüğü dışındadır ve genel kurulda zaman zaman bunlar sıcak fizik boyutunda görüntülere de sahne olmuştur hatırlıyorsunuz 4+4+4 yasasını ya da şimdi aklıma gelmiyor değişik bu tür tartışmalı yasaların iktidar tarafından mutlaka çıkarılması, dayatılması karşısında meclisin konuşma sürelerini sonuna kadar kullandıktan sonra muhalefetin artık iktidarla muhalefet milletvekillerinin kürsü önünde fizik temasa kadar yanaştığı görüntüleri hepimiz hatırlıyoruz. O boyuta gitmeden nasıl bir plan yapılabilir. Ama meclise getirdiği zaman şu aritmetik gerçekle de karşı karşıyayız. 316 tane parmağı var. Muhalefet üçü de dediğim gibi direnme haklarını kullanır, kürsü haklarını kendilerine tanınan sürelerde sonuna kadar kullanırlar, değişik tartışmaları, yoklamaları usul boyutunda olsun, diğer boyutta olsunu da eklersek bir noktadan sonra son noktaya geliyor. Evet şu maddeyi veya tümünü oylarınıza sunuyorum kabul edenler, kabul etmeyenler. Kabul etmeyenler hazır Çin ordusu gibi el kalkıyor orada biliyorsunuz ve kabul edilir ve ondan sonraki süreç olur. Burada parlamento dışında belki parlamentoyla beraber eş zamanlı olarak yine toplumsal süreçleri örgütleri, örgüt derken parti örgütlerini harekete geçirmek. İşte demin konuşmamızın başında ele aldığımız demokratik gösteri yapma hakkı ve hukuku. Diyelim Kızılay’da toplandı yurttaşlar ya da İstanbul’da değişik noktalarda buna tepki veriyorlar. Gaziantep’teki esnaflara gibi başka Ekrem polis memurları bulunup işte gaz sıktırılacak, kim vurduya getirilecek bir sürü süreç yaşanacak. Şunu söylemeye çalışıyorum…

Ayşenur ARSLAN- Sayın Kılıçdaroğlu’nun kurtuluş savaşı tespiti boşuna değil ben önemsiyorum. Önemsedim bunu.

Haluk KOÇ- Şimdi bakın, oradaki 100 kişiyle 127 – 128 Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilliyle tek başına olmuyor onu söylemeye çalışıyorum. Ama burada toplumsal süreç gerekiyor. Ama bir yandan da toplumu sindirmek için, toplumu korkutmak için…

Ayşenur ARSLAN- Peki çekilmeyi düşünür müsünüz?

Haluk KOÇ- Bakın bu çok sorulur 2007’den itibaren bu zaman zaman gelir.

Ayşenur ARSLAN- Tam sineyi milletten söz etmiyorum. Bu paket sırasında eğer konuşmanız bir fayda vermeyecekse tamamen bu görüşmeler sırasında mecliste değiş vatandaşla birlikte diyelim ki Kızılay’da olmak?

Haluk KOÇ- Orada 10 günde diyelim ya da 8 günde, 9 günde sabahlara kadar tartışılarak dediğim gibi her türlü gerginliğin yaşandığı oturumlarda mücadele etmek yerine iktidarın isteyip de bulamadığı bir ortam yaratmış oluruz. Hemen bir dakikada hiç kimse konuşmaz kabul edilmiştir, konuşma isteyen var mı? Yok. Kabul edenler, etmeyenler. Kabul edilmiştir.

Ayşenur ARSLAN- Ama siz o sırada halkla dışarıda olacaksınız belki bu da mı görülmeyecek?

Haluk KOÇ- Şimdi bakın Ayşenur hanım, işin pratiğine aykırı bazı canlandırmalar yapıyoruz. Çok kolay, mecliste o oturuma katılmamakta çok kolay. Ne olacak? Çıkacaksınız o gösteride bir süre sonra dağıtılacak. Ama mecliste iktidarın arayıp da bulamadığı muhalefetsiz bir ortam olacak, hepsi madde madde okunup hiç kimsede konuşmadan üzerinde geçmiş olacak. Ondan sonra yine siz, aynı siz buraya oturan bir CHP ya da bir muhalefet sözcüsüne canım ben vatandaşım böyle düşünebilirim. Ben bir protesto şekli düşünüyorum, bir direnme şekli düşünüyorum, bu işin sorumlusu sizsiniz, ben böyle söyledim diye sizin orayı terk etme hakkınız var mıydı diye yine bir sorgulanırız.

Sineyi millet olayında da yaşadık.

Ayşenur ARSLAN- Bizim işimiz sizi rahatsız etmek.

Haluk KOÇ- Rahatsızlık değil bende gerçekleri paylaşıyorum. Bakın değişik senaryoları koyuyorum ortaya. Meclisi terk edin, katılmayın şu seçime. Terk ettik adamın istediği o. Dikensiz gül bahçesi istiyor.

Ayşenur ARSLAN- Şuanda ama Allah aşkınıza gidip kürsü önündeki iki gerilimli sahneye bayılır ana haber bültenleri de mecliste gene gergin anlar yaşandı diye. 45 – 50 saniye bir görüntü. Bu işe yaramıyorsa ne olacak?

Haluk KOÇ- İster istemez olacak. O görüntüler istemiyoruz ama olacak.

Şimdi Kemal beyin söylediğine gelelim. Kemal bey aslında orada bir gerçek demokrasi tarifi yapıyor. Nedir demokrasi hep konuştuk. İnsan hakları, özgürlükler ve kurallı bir rejim değil mi kuvvetler ayrılığı olan. Yasaması belli, denetim ve yasama faaliyetlerini yapabilen. Bugünkü gibi değil. Yürütmesi belli. Bunu kötü anlamda söylemiyorum. Yani icra organı olarak hükümeti ifade ediyorum ve yargısı bağımsız olan, evrensel hukuka saygılı bir ülkeden bahsediyorum. Bunların hangisi var bugün? Hiçbirisi yok.

Yani bir sistem düşünün siz o toplumda, o demokraside size tanınan kişisel ya da partisel hak ve özgürlükleri kullanarak iktidara geliyorsunuz. O hakları kullanıyorsunuz iktidara geliyorsunuz ve iktidara geldikten sonra sizi oraya getiren hak ve özgürlükleri yavaş yavaş tedavülden kaldırıyorsunuz, buduyorsunuz, yok ediyorsunuz. Bugün yaşadığımız süreç. Parlamentoyu denetim yapamaz hale getiriyorsunuz. Yasa getirdiğiniz zaman kafanızdakini dayatır halde getiriyorsunuz. Bir bağımsız yasama organı olmaktan çıkıyor. Yargısını elinden alıyorsunuz tamamen iktidar sopası haline getiriyorsunuz.

Kemal beyin sözüne geleceğim, katıldığımı ifade edeceğim. Yani sizi oraya getiren hak ve özgürlükleri ortadan kaldırıyorsunuz. O zaman demokrasiler içerisinde halkın direnme hakkı meşrudur onu söylüyoruz. Ona karşıda diğer polisiye önlemlerle caydırıcı, korkutucu, püskürtücü bir daha o eyleme katılmaktan onu alıkoyan her türlü gayreti iktidar olarak sarf ediyorsunuz gariban Ekremler aracılığıyla.

Ayşenur ARSLAN- Sevgili Haluk Koç şimdi bakın, siz yayın başında da söylediniz. Ben geldim, ben duvara sıkıştırıldım artık. Şimdi siz dediniz ki hani bu durumda cırmalar. Ben size açık açık diyorum ki…

Haluk KOÇ- Sayın Arınç’ın sözünü tekrar ettim evet.

Ayşenur ARSLAN- CHP bu meselede cırmalayacak mı? Çünkü kurtuluş savaşı benzetmesi artık duvara milletçe, memleketçe yaslandığımızın bir şeysi. Şimdi bakın, rahmetli Halit Çelenk’in kızı sevgili arkadaşım Serpil Çelenk bir mesaj atmış diyor ki, acaba diyor o sırada aynen okuyorum. CHP üyelerini TBMM önüne yatıramazlar mı diyor. Şimdi bunlar size çok afaki öneriler gelebilir ama şunu bilin…

Haluk KOÇ- Bunu gezide yaptık biz Ayşenur hanım.

Ayşenur ARSLAN- Tamam işte ama bu çok önemli. Bu son nokta artık.

Haluk KOÇ- Gezideki 1 Haziran Taksim ambargosunun kaldırılması 44 Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilinin Genel Başkan dahil hatırlıyorsunuz, Beşiktaş’tan kol kola girerek Dolmabahçe üzerinden Gümüşsuyu’ndan Taksim’e girmesiyle kırıldı. Yasaktı. Yani her şeye, o güne kadar direnişlere bireysel katılmıştı milletvekilleri Ankara’da, İstanbul’da. Ama Taksim’deki şey 44 Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilinin kol kola girerek büyük bir kitlenin önünde yürümesiyle aşıldı.

Ayşenur ARSLAN- Şahane işte buyurun.

Haluk KOÇ- Tamam. Böyle süreçlerde biz zaten sokaktayız. Soma’da varız, orada varız. Bütün direniş alanlarında varız.

Ayşenur ARSLAN- Varsınızda burada bu yasa meselesi için ben özellikle çünkü herkes aynı şeyi söylüyor. Herkes CHP başta Sayın Kılıçdaroğlu, CHP Sözcüsü Haluk Koç başta herkes diyor ki, bu yasa çıkarsa mahvolduk. Şimdi tamam eğer öyleyse en büyük direniş burada gösterilmeyecekte nerede gösterilecek?

Haluk KOÇ- Yani göstermeyeceğimizi nereden biliyorsunuz. Şimdi parlamento ayağını konuştuk. Parlamentoda sürecin bir noktada iç tüzük tarafından kullanılan haklar bittikten sonra kabul edenler, etmeyenler noktasına geldiğini söyledim. Ondan sonra toplumsal kesimlerle parlamentoda görev yapan milletvekillerinin bunu yasal sınırlar dışına düşüp bunlara bir koz vermeden demin tarif ettiğimiz evrensel kurallar içerisinde şuandaki anayasada gösteri yapma demokratik hakkını kullanarak bu süreci taşıması gerekiyor. Yani buna bir tek Cumhuriyet Halk Partisi… Bakın, işte onun için dedim keşke Cumhuriyet Halk Partisi 130 kişi değil de 170 kişi olsaydı daha farklı olurdu. Çünkü orası da 316 yerine 290 kişi olacaktı. Onu söylemeye çalışıyorum. Burada doğrudan her türlü talebi tabi ki getirecek yurttaş. Oy vermeyende getirecek Cumhuriyet Halk Partisine muhalefet partisi olarak gayet haklılar. Ama gözünüzü seviyim oy verirken de benim o gün başım ağrıyor, ben onu beğenmiyorum, orada o var ben vermem. Bu tavırdan da uzak kalalım onu söylemeye çalışıyorum. Ne kadar güçlü olunursa bütün bu parlamento içi ve parlamento dışı direniş, mücadele o kadar güçlü olur.

Ayşenur ARSLAN- Şimdi kısa bir ara vereceğiz.

Programa Meksika’dan gelen bir son dakika haberiyle, sıcak gelişmeyle başlamıştık. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geziyi erken bitirip, kalan bölümünü iptal edip Türkiye’ye döndüğü haberiydi. Şimdi cumhuriyet.com.tr de bir haber vardı. Diyor ki, Erdoğan erken dönüyor da neden erken dönüyor? Acaba Ankara’da mı bir şeyler var diye. Şöyle de bir bilgi gelmişti oradan. Bir sanatçı aynı otelde kalmıştı Erdoğan ve yanındaki kafileyle birlikte. 33 derece olduğu halde hava sıcaklığı odasına Erdoğan’ın ısıtıcı istenmişti. Acaba hastamı, bir enfeksiyon hali mi var? Çünkü her ikisinde de insan çok üşür. Acaba sağlık durumu mu, yoksa AKP’deki sıkıntımı diye böyle bir 33 derece meselesi var. Onu sizlerle paylaşayım istedim.

İlk bölüme dair çok mesaj geldi Haluk bey. Şimdi örneğin Bala ve Vedat Mert diyor ki, resmi olarak 1 milyon üyeleri var CHP’nin. Sokakta nöbetçi dikeriz, bir şeyler yaparız denemiyor mu? Levent Çoksever, ses getirecek ayağa kalkma, uyarma mitingleri neden düzenlenmiyor diyor. Faruk Şener, bir hazırlık yok mu bu konuda diye soruyor. Sizin sorularınız bunlar. Bunlara cevap rica edeyim ama bu arada Barış Yarkadaş 24 saat nöbetçi haberci bir mesaj geçmiş. Diyor ki, Erdoğan’ı Havana’da Kübalı doktorlar tedavi etmiş durumu iyi ama muhtemelen gene de önlem olarak zorlamamak için geri dönüyor ama bir rahatsızlık geçirdiği ve Kübalı doktorların tedavi ettiği yolunda bir bilgi nereden aldığını bilmiyorum sorarız sonra Pazartesi günü gelecek Barış Yarkadaş.

Şunu da söylemek lazım. Siz bir tıp profesörünüz herkes bizleri Türk doktorlarına emanet etsinler ama Küba’daki tıp eğitimi de herhalde dünya kalitesine baktığımızda bir hayli yüksek değil mi? Ben öyle biliyorum en azından?

Haluk KOÇ- Küba’da halk sağlığı temel alınan bir eğitim vardır. Daha çok uzmanlaşma sonraki yıllarda gerçekleşmiştir. Korucu hekimlik ve temel sağlık hizmetlerine dönük bir sağlık programı Küba’da rejimin politikasıdır.

Ayşenur ARSLAN- Ve zannediyorum hiç para verilmiyor değil mi?

Haluk KOÇ- Sağlık hizmetleri tamamen ücretsizdir.

Ayşenur ARSLAN- Eğitim gibi?

Haluk KOÇ- Eğitim gibi evet. Yani Küba, herhalde Sayın Erdoğan Küba’ya gitmeden Küba’nın yakın siyasi tarihini, Batista kim, Simon Bolivar kim, önünde fotoğraf çektirdiği Che Guevara kim? Che Guevara’nın mücadelesi nedir herhalde bilgi sahibi olmuştur. Çünkü o kendisi buralarda kanlı pazarlara katılıp burada antiemperyalist direnişi sergileyen gençlerin üzerine saldırılırken herhalde hangi cenahta yer aldığını çok iyi hatırlar. İşte o gençlerin idolüydü Che Guevara. Yani dünyadaki antiemperyalist mücadelede Küba devrimi sırasında önderlik etmiş ve ajanlar tarafından biliyorsunuz Bolivya’da öldürülmüş ve bizim kuşağın idollerinden bir isimdi. Onun üzerindeki onun önünde bir fotoğraf çektirmiş. Herhalde oraya götürdüler. Yoksa bilse…

Ayşenur ARSLAN- Bugün Yurt gazetesinin başında var. Hatta siz bu konuda bir şey söylemişsiniz yurt gazetesinin birinci sayfasında. Che Guevara görse mezarında ters dönerdi demişsiniz.

Haluk KOÇ- Evet demek durumunda kaldım. Gerçekten öyle. Yani bu çok ilginç bir siyasi mizah. Olur tabi. Mesela Sovyetler Birliği döneminde Sovyetler Birliğine, oradaki rejimle ilgisi olmayan bir ülkeden bir ziyaretçi gittiğinde biliyorsunuz Lenin’in mozolesini ziyaret etmek durumundaydı. Ama Simon Bolivar’ın müze olan evine anladığım kadarıyla götürmüşler onun önünde Che Guevara resminde bir fotoğraf verilmiş. Ama Che Guevara’yı hatırlatmak gerekiyordu.

Ayşenur ARSLAN- Havana’da her yerde Castro’nun heykeli, büstü yoktur göremezsiniz. Belki ölümünden sonra olacaktır ama yoktur. Her yerde Che Guevara vardır. Bu arada başka bir şey söyleyeyim, şimdi Havana ve Küba kendiliğinden Atatürk’e saygılarından, onun kurtuluş savaşına duydukları saygıdan dolayı küçükte olsa anıtını diktikleri, büstünü diktikleri tek ülke ve kaderin cilvesine bakın ki, Erdoğan Che Guevara’yla tesadüfen de olsa poz vermek zorunda kalmamış sadece o Atatürk büstünü de ziyaret etmek zorunda kalmış. Atatürk’ten ve ona duyulan saygıdan kaçamamış ama karşılığında neyse ki doktorlar tedavi etmiş.

Birde bu soruları sordum ya az önce CHP’yle ilgili o konudaki yanıtlarınıza geçmeden Erdoğan’la ilgili şu Küba faslını kapatmak için bir alıntı yapmak zorundayım. Raul Castro karşıladı, görüştüler. Sonradan yanındaki heyete her zamanki gibi uzun uzun konuşurken Erdoğan şöyle bir şey söylemiş. Demiş ki, Raul Castro’ya bu iki bakanlık ayrı ayrı olmuyor turizm bakanıyla kültür bakanını ayrı yapmayın bence doğru değil mümkünse birleştirin, turizm gelirini de tamamıyla kültüre aktarınki kültürel eserleriniz ihya olsun, Küba’nın gelişimine faydalı olsun dedim. Raul Castro’ya bunu söylemiş. Çok nükteden bir insan Castro, ben ikisini de kaldırmayı düşünüyorum dedi. O da bana hak verdi. Bu tarihi şehir önem arz ediyor, güzel bir yer ama bakım tabi ki şart demiş. Erdoğan Küba’da bunları söylemiş. Ben utandım. Hakikaten utandım. Yani düşünün bir yere misafirliğe gidiyorsunuz…

Haluk KOÇ- Diplomatik bir misyonunuz var.

Ayşenur ARSLAN- Evet ve diyorsunuz ki, ay bu kanepenizde çok eskimiş şunu değiştirsenize diyorsunuz. Ne kadar ayıp, ne kadar utandım biliyor musunuz?

Haluk KOÇ- Herhalde yani AVM’niz az sizin kardeşim biraz AVM yapın, bu yeşiller ne bu yeşilleri filan kaldırın, bu arabalar çok eski Küba’da. Biliyorsunuz Chevroleler vardır. Bunları değiştirin, yeni arabalar alın. Burada işte bilmem ne firması gelsin araba fabrikası kursun.

Yani kelime seçmekte zorlanıyorum sizde tahmin ediyorsunuz. Hem bir siyasi görevim var, sıfatım var, hem de kamuya açık bir yayındayız. Yani bazı şeyleri ifade etmekte etmemekle bir oluyor. Bunun açıklanabilecek hiçbir şeyi yok. Bu bir kendini bilmezlik, taşıdığı sıfatla, orada bulunduğu görev misyonuyla uyuşmayan davranışlar. Yani insanların Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanını tebessümle karşılamaları dahi yeterince aşağılatıcı bir durum. Ki mutlaka öyle olmuştur. Evet Küba çevresindeki ülkelere göre daha yoksuldur ama açta açıkta insanı yoktur. Yani kesinlikle. Kendisinin burada alışık olduğu şu hırsızlık işini kapatın, şu yolsuzluk işini kapatın bana ucu dokunuyor diyen bir Raul Castro yoktur karşısında. Çünkü her şeylerini halkla paylaşan bir yönetimdir ve yıllarca Amerika’nın hemen güneyinde Florida’nın biliyorsunuz hemen altında ve soğuk savaş döneminde de Sovyetler Birliği’yle ABD arasındaki zaman zaman sıcak çatışma noktasına gidebilecek süreçlerin hepsinde çeşitli mağduriyetler yaşamış, çeşitli ambargolar yaşamış bir ülkedir. Direnmiş bir ülkedir, ayakta kalmış bir ülkedir. Bunu bilmiyor.

Ayşenur ARSLAN- 30 küsur kez CIA Castro’ya suikast düzenlemeye teşebbüs etti. Bunların arasında zehirli sigaradan tutun zehirli balığa kadar neler neler. Avlanmayı seviyormuş istiridye tutacağı yerde zehir koymaya kadar CIA neler denedi. Böyle ayakta kalmış bir ülkeye gidiyor diyor ki, çok bakımsız şehriniz onu yapmayın böyle yapın.

Haluk KOÇ- Şu mesajlara cevap vereyim istiyorsanız. Bakın ben şunu söyleyeyim, bütün size mesaj gönderen yurttaşlarımızın duygularını aynen yaşıyorum. Benim ifade etmek istediğim Cumhuriyet Halk Partisi parlamentoda üzerine düşeni yerine getirecek ama parlamento aritmetiği çerçevesinde bu süreç yasalaşmaya doğru gitme inadı sürdürülürse tabi ki toplumsal muhalefetle de beraber daha önceki olaylarda olduğu gibi sokakta da her alanda direnişini yurttaşlarımızla beraber sergileyecek bir partidir. Yani Sayın Kılıçdaroğlu’nun ifadesi de bunu gösteriyor. Yani biz kalkıp da kitlenin önünde Molotof kokteyli atmayacağız, sapan atmayacağız, cam çerçeve kırmayacağız. Ama demokrasi içerisinde senin bana giydirmek istediğin yüksek güvenlik adı altındaki deli elbisesini kabul etmeyeceğimi siyaset tepkisi olarak hem mecliste, hem meclis dışında sergileyecek bir iradeyi de ortaya koyacağız. Onun için müsterih.

Ayşenur ARSLAN- Meclisten Kızılay’a yürüyeceksiniz?

Haluk KOÇ- Kızılay’a yürüyeceğiz hangi barikat çıkarsa da karşımıza onunla beraber onlarla da mücadele edeceğiz.

Ayşenur ARSLAN- Ekrem’in amiri çıkıp size gaz atsa da yanınızda olacağız bizler.

Haluk KOÇ- Emniyet teşkilatındaki polis kardeşlerimiz alınmasınlar. Ben Ekremlerden değil, onları bu halde davranışa zorlayan Emir, itaat zincirinden bahsediyorum. O boynunu sıkan amire o emri veren oradaki valiyi veya emniyet müdürünü, ona o talimatı veren İçişleri Bakanını, ona o talimatı veren sanmıyorum Davutoğlu biraz farklı çizgiye çekecek Davutoğlu ben görüyorum eleştiriler faydalı oluyor. Yukarıdaki iradenin bu silsile yoluyla Ekrem’e ulaşması. Yoksa Ekrem’in sıkıntısı var Ayşenur hanım onu da söyleyelim hep söyledik. 3 bin 600 gösterge istiyor Ekrem. Emekli olduğunda geçinmek istiyor Ekrem. Fazla mesaisini istiyor o da çalışma hakkı istiyor. Sendika kurmak istiyor. En doğal hakkı. Yani Ekrem’in de sorunları var ama amirin ve İçişleri Bakanı yoluyla en üsteki iradenin faşizan uygulamalarının da maalesef emir yoluyla uygulayıcısı oluyor.

Ayşenur ARSLAN- Faruk Şener diyor ki, bir ülke nasıl cehenneme gider? İktidarıyla, muhalefetiyle herkes aklını peynir ekmekle yediyse işte böyle gider diyor. Siz cevap verdiniz biz yapacağız dediniz. Umarım dediğim gibi Levent Çoksever, ses getirecek ayağa kalkma mitinglerinden söz eden var. Mükerrem Tasman, CHP’nin tarihten gelen çok büyük bir gücü vardır kullanmalı diyor. Çok bu yönde somut adımlar bekliyor izleyiciler sorabildiğim sordum.

Şimdi gelelim CHP muhalefeti, toplumsal muhalefet, sokak muhalefetinden birde AKP’nin içinde AKP’de iç muhalefet var malum. Bugün Taraf gazetesi bunu vermiş. AKP’de muhalefet Fidan’ı büyüyor demiş. Fidan’dan kasıt Hakan Fidan tabi ki. Onun etrafında. Birde gazetede hemen manşetin altında gene sizin fotoğrafınız var Haluk bey. Kendi adamları sarayı kuşatıyor diyorsunuz. Ne demek istiyorsunuz?

Haluk KOÇ- Yani bir siyaset yorumlaması yapmaya çalıştım. Okuduğunuz gazetenin manşetinde de bir mantık çalıştırılmış. Şimdi Sayın Davutoğlu’nu oldukça sert eleştirdik ve şunu istedik, şunu söyledik. Kendisinin bir talebi olmuştu hatırlayacaksınız Ayşenur hanım. Yani beni muhatap alın, Başbakan benim gibi. Evet dedik seni muhatap alalım, seni muhatap alalım ama sen de siyaseten ergenliğe ulaş, Başbakanlık sıfatının sana yüklediği…

Ayşenur ARSLAN- Bu ergen lafı beni çok güldürüyor hele Davutoğlu’yla birlikte düşününce.

Haluk KOÇ- Bunun anlamı farklı. Küçültücü bir anlam yok burada. Ben sadece anayasa ve yasalar çerçevesinde bir hükümet başkanının taşıması gereken işlevleri taşıması çağrısı var burada. Yani bir vesayetten çıkma çağrısı var. Onu ifade ediyorum. Fakat Davutoğlu baştan çok kötü bir yol çizdi. Belki bir psikolojik açmaz içinde kaldı. Hemen Cumhurbaşkanı seçildikten sonra daha biliyorsunuz o da anayasaya aykırı bir, kısa bir 10 gün var orada Tayyip Erdoğan’ın seçilmiş bir Cumhurbaşkanı olarak her ne kadar yemin etmese de YSK’nın kararı meclis başkanına ulaştıktan sonra fiilen cumhurbaşkanı gidip AKP bir siyasi partinin kongresini toplaması ve orada Başbakanlığa ve Genel Başkanlığa tayin etmesi. Hani hep CHP’yi eleştirirler ya sizde demokrasi yok, şu yok, bu yok diye. Siz tayinle geliyorsunuz Başbakanlık makamına. Siz tayinle geliyorsunuz Genel Başkanlık makamına. Milletvekillikleri filanda dahil. Hepsi merkezden tayinle.

Şimdi bu eleştirilerin altında bunalmaya başladı ve Tayyip beyi taklit etmeye çalıştı. Gitti kongrelere. Bir akademisyen kimliği var, yakın siyasi tarihi kısmen iyi bildiği açıkça görülüyor. Geldiği siyasi iklimden dolayı biraz böyle Türk edebiyatı, yakınçağ Türk tarihi konusunda, İslam tarihi konusunda da bilgileri var. Bunları veciz sözlerle ifade etmeye başlarken biraz müsamere çocuğuna dönmeye başladı, yani yapay olmaya başladı ve anlamsız gülümsemeler, sağa sola selam vermeler, dağa taşa, bağa bahçeye. Ondan sonra bakıyorsunuz gidiyor bilmem nereden bulunduğu yerde bulunan evliyalardan, yatırlardan, türbelerden bahsetmeler, şunlar bunlar. İyi tamam bunları da hadi senin siyasi mahallen bu. Bu mahalleye uygun bir tavır içindesin onu da anladık. Ondan sonra daha önce Türkiye’yi kutuplaştıran bütün söylemlerin, birisi tarafından söylenen söylemlerin aynısının tekrarına dönük bir taklit olayı başladı Sayın Davutoğlu’nda. Benim acı tespitim bu. Yani gereksiz yere önce CHP’den başlayıp haksız, mesnetsiz, yersiz, boş, ağır suçlamalar. Siz Hz. Peygambere karşısınız, siz bilmem nesiniz, siz şusunuz, siz busunuz. Yani Türkiye’deki toplumsal fay hatları için son derece hassas olan noktalarda toplumu kışkırtan ağır söylemler.

Ondan sonra MHP’ye, Sayın Bahçeli’ye. kısmen dostlar alışverişte görsün tarzında da HDP’ye. masada oturan sensin, yol arkadaşlığı yapan sensin HDP’yle. Yani kıbleniz olmuş İmralı, Kandil, git geller, postacılıklar bilmem neler. Yani kısmen de ona hani ona da çatıyorum. Böyle bir tarz. Tabi buna cevap vermek gerekiyor siyaseten. Hani aldırmayın belki o şekilde yorum yapan yurttaşlarımız olabilir. Aldırmamazlık olmuyor çünkü hassas sinir uçlarına dokunuyor ve biz buna yanıt vermediğimiz zaman anında hak ettiği sertlikte yanıt vermediğimiz zaman Sayın Arslan o zaman sizin tabanınız sizi sorgulamaya başlıyor. Bu haksızlıkla karşı karşıyayız siz bizim hakkımızı savunmuyorsunuz diyor.

Ve bakın ben Parti Sözcüsüyüm, her gün zaten Sayın Genel Başkanımız değişik toplantılarda görüşlerini açıklıyor. Her gün her konuşana yanıt verme gibi bir işlevim yok. Çarşamba günleri, Salı günleri Sayın Genel Başkanımız konuşur, değerlendirmesini yapar. Çarşamba günleri MYK toplanır. Hem MYK içinde ve o haftadaki süreci bende MYK bilgisiyle tekrar bir değerlendiririm. Onun dışında iki, üç defa bir 17 – 25 Aralık olayları sırasında gece bir açıklama yapma ihtiyacım oldu. Birde Sayın Davutoğlu’nun Tekirdağ’da ve Sakarya’da yaptığı konuşmalara 20 dakika sonra cevap verme ihtiyacı duydum. İkisinde de çok ağır. İkincisinde de Ey CHP’liler böyle Genel Başkan mı olur, bak Molotof kokteylini alıp önde yürüyecekmiş, Molotof kokteyli atana sahip çıkacakmış. Sen akademisyensin bu tarz siyasetin uygulayıcı toplumu getirdi getirdi kamplaştırıcı nefret söylemiyle toplumu ikiye böldü. İnsanlar birbirinden Sayın Arınç’ın sözü çok önemli biliyorsunuz. Biz ilk başta iktidara geldik yine %40 küsur oy alıyorduk. Bize oy verenler tabi ki bizi seviyordu ama bize oy vermeyenlerde saygıyla karşılıyordu bizi. İlk zamanlar böyleydi. Şimdi sokağa çıkıyoruz bize oy vermeyenler bize nefretle bakıyor. Böyle bir ülke yönetilemez hale gelir.

Bakın ciddi bir ağır abi siyasette burada bu şey var uyarısıdır.

Ayşenur ARSLAN- Şimdi bakın, Arınç’ın tespiti bu tespitin arkasında herhalde bu yolsuzluklar, bakanlar, bakanlar işe tapeler vs.ler vardır mutlaka. Yanı sıra hakikaten gerilim üstü bu artık yeter yeter dedirten. Şimdi %51’in nefretle baktığı bir nokta nihayet anlamış Sayın Arınç bravo ama mesele ondan ibadet değil. AKP’nin kendi içindeki huzursuzluklar da çok su yüzüne çıktı.

Haluk KOÇ- Şimdi ona geleceğim madde madde söyleyeceğim.

Ayşenur ARSLAN- Hürriyet’in manşetini de bu arada görelim. O yetki merkezin, söyleyen kim? Ali Babacan. Merkez Bankasına o Erdoğan’ın ağır çıkışına karşı merkez bankasının yanında. Arınç öyle söylüyor, Babacan böyle söylüyor, Hakan Fidan Erdoğan’a rağmen iyice anlaşıldı ki Erdoğan’a rağmen orada bir hani danışıklı dövüş yok öyle görünüyor. İstifa etti siyasete girecek. Bütün bunlar AKP içinde bir şeyler oluyor, ampul çatlıyor ve can ile canan arasında bir hadise var dedirtiyor.

Haluk KOÇ- İşte dün ben onun analizini yaptım. Sizde Sayın Arınç’ın sözünden sonra diğer olayları söylediniz ama ben alt alta ekleyeceğim yani fotoğrafı tamamlamak gerekiyor. Şimdi Sayın Davutoğlu yanlış bir yol tuttu. Aslında Sayın Arınç bu tespiti yaparken şimdi artık biraz Başbakanlığa ısınmaya çalışan Sayın Davutoğlu’nu da uyarmış oluyor. Yani bu sert kamplaştırıcı bizden halkın oy vermeyenlerin nefret etmesine yol açan söylemi yapmak yanlış mesajı da var. Davutoğlu’na da var.

Şimdi bakıyorsunuz Hakan Fidan olayı ilk başta istifa etti, aslında yadırgatıcı bir durum. Önce bir genel bakalım. Nasıl yadırgatıcı? Hassas bir kurum ve hassas bir kurumda birde çok şaibeli bir dönemde milli ekini unutarak sanki üsteki kişinin ve partinin istihbarat örgütüymüş gibi çalışmaya zorlanan, artık sır küpü, dolar küpü, altın küpü, gizli hesap küpü, yani bilmiyoruz Suriye küpü, IŞİD küpü, tır küpü, her küp var. Küp lafına girersek bir sürü bahis açmak gerekir.

Şimdi böyle bir kişinin istifa edip daha öncede bakın yakın siyasi tarihe çeşitli MİT başkanları olmuştur. Emekli olduktan sonra fazla sesleri duyulmamıştır. Hepsi sırlarıyla bir kenarda kalmışlardır. Yani sıcak siyasetin içine girdiği zaman mecliste kalkıp insanlar sorgulayacaklar, atışmalara konu olacak. Nereye kaçacaksınız? Yani sıcak siyasete girerek siz sır küpü olduğunuz dönemin bütün sırlarını mecliste tartışmaya zorlanacaksınız.

Ayşenur ARSLAN- Neden istifa etti size göre?

Haluk KOÇ- Yukarıda yük taşınmaz oluyor herkes görüyor bunu.

Ayşenur ARSLAN- Ondan mı size göre?

Haluk KOÇ- Benim yorumum. Bir danışıklı dövüş var mıdır, yok mudur altında? Hani pehlivanın oyunu bitmezmiş biliyorsunuz son oyunu kendine saklarmış rakibini yenmek için. Her şeyi öğretmezmiş. Acaba böyle bir pay var mı yok mu onu bilemiyorum. O kadarına benim aklım ermiyor. Ama çıkıp işte bu meşhur gezisine gitmeden önce havaalanında giderayak yaptığı açıklamada Erdoğan’ın benim onayım yok, bana rağmen bu işi yaptı mealindeki sözleri daha sonra Sayın Davutoğlu’yla hani yavaş yavaş ben bu kadar eleştiri karşısında gerçekten Başbakan olmalıyım kardeşim filan diye iç dünyasında yansıttığı çatışmayı hayata geçirmeye çalışan Davutoğlu’nun yanında poz vermesi ve Davutoğlu tarafından sahiplenmesi, Sayın Arınç’ın bu sözleri ve dikkat edin dün Beşir Atalay 2002’den itibaren sürekli bakanlık yapan bir kişidir biliyorsunuz şimdi parti sözcüsü hükümet değil, hükümetin dışında. İlk defa Hakan Fidan olayında Başbakanla Cumhurbaşkanı arasındaki yorum farkına Başbakan yönünde bir tavır sergileyen bir cümle kullandı. İlk defa. Şimdi hepsini ekliyoruz. Siz eklediniz merkez bankası Cumhurbaşkanı. Beyefendi her şeyin ben daha önce söylemiştim bunu dün Sözcü gazetesi o sözlerden güzel bir şey hazırlamış alıntı bendendir onu söyleyeyim. Dinliyorlarsa darılmasınlar. Yani bu kişi hem Başbakan, hem Cumhurbaşkanı, hem meclis başkanı, hem üniversite rektörü, hem diyanet işleri başkanı, hem merkez bankası başkanı, hem doktor, hem de jinekolog doktor. Özel bir ihtisas alanı da seçti kendine. Hem felsefeci, hem merkez bankası her şey. Ben her şeyim, her şeyde ben. Mantık bu. Bakın felsefi bir laf. Ben her şeyim, her şeyde ben. Böyle bir ego içerisindeki bir kişi.

Şimdi buna karşı merkez bankasıyla girdiği sürtüşmeyi biliyorsunuz. Ya kardeşim ekonomi tahsilin senin askerken işlettiğin kantin işletmesinden ibaret. Yapma gözünü seviyim ya gerçekçi ol. Ali Babacan kısmen beğenilir beğenilmez ama siyasetteki düzgün yüzlerden bir tanesidir. Yani rakip de olsa bunu ifade edebilirim. Sayın Ali Babacan 40 ölçerek, 40 biçerek merkez bankası bağımsızken 2001’de yaşadığımız o büyük krizden sonra Türkiye aldığı derslerle biliyorsunuz bu kurumlarını bağımsızlaştırdı. Siyasi erkin, gücün yörüngesi dışına çıkarttı ki, çünkü ekonomi artık küresel hale geldi. Yani buradaki siyasi kararlarla dünyadan kopuk bir ekonomi yönetiminin Türkiye’yi nerelere sürükleyebileceğini çok bedel ödeyerek gördü Türkiye, bunu yaşadı ve sen şimdi kafanda faiz takıntısı var. Bu faiz takıntısıyla inandırmış seni bir inşaat lobisi mi, inşaat sektörümü değişik lobiler. Düşecek, böyle olmaz bilmem ne. Bir defa ülkeye güveni sarsıyorsun, yatırım iştahını kısıyorsun, ülke riskini artırıyorsun. Pat pat dolar biliyorsunuz 2.50’ye kadar çıktı. Sen değil miydin kardeşim gezi olaylarında dolar 10 kuruş artmıştı Ayşenur hanım, bu kemirgenler, faiz lobisi ortalığı birbirine kattın. Dolar oldu %12,8 devalüasyon yaşadı Türkiye son bir ayda. Sorumlusu kim, hangi faiz lobisi? Ve burada Ali Babacan çok usturuplu bir şekilde merkez bankası başkanının duruşuna ve merkez bankasının bağımsızlığına sizde haberlerde söylediniz sahip çıktı. Birde bir güç daha var. Mehmet Şimşek var maliye bakanı var. O da akılcı davrandı bu konuda.

Şimdi bütün bunları toplayalım. Hakan Fidan dün bir benzetme yaptık yani saraydan Fidan kaçırma dedim siyasi filmin adı. Fidan gemiden indi. Sırlarıyla indi. Ne kadarını tutar, sıkıştığında ne kadarını ne yapar bilmiyorum. Ama sadece bizim kendi iç siyasetimizdeki sırlar değil, uluslararası boyutta da bir takım sırların paylaşıcısı olduğu çok açık ve bunlar zannedilmesin ki bir tek Sayın Hakan Fidan’da kalan sırlar. Uluslararası istihbarat tarafından kayıtlanmış, yani Türkiye’yi rehin alabilecek her türlü bilgi, belge girilen bu süreçte takınılan ilişkilerle uluslararası örgütlerin elinde var. Hatırlarsınız Merkel Alman istihbarat servisinin Türkiye’yi dinlediği açığa çıktığında soru soruluyor Angela Merkel’e. Angela Merkel evet dinliyoruz diyor çok sakin bir ifadeyle. Fakat diyor işte bu kendi güvenliğimiz için dinliyoruz diyor. Almanya’nın güvenliği için dinliyoruz diyor. Bunun anlamını hep beraber yorumlayalım. Yani Türkiye o kadar Suriye boyutunda veya bölge boyutunda farklı ilişkilere girdi ki işte Paris saldırılarındaki gibi. Yani Avrupa’yı ve Almanya’nın güvenliğini tehdit edebilecek olan boyutlar bakımından da Türkiye’yi ve bu ilişkilerini izlemek zorundayıza getiriyor.

Şimdi böyle bir kişi. Tayyip Erdoğan’ın 17 – 25 Aralık boyutunda bir devlet hegemonyasıyla kendi üzerindeki ve oğlu üzerindeki bütün iddiaların soruşturulmasının engellendiği bir dönem yaşadı Türkiye. Başka bir fırtına koptu biliyorsunuz. Paralel, üçgen, beşgen gitti ortalık. Savcılar, polisler hatırlıyorsunuz. Şimdi bütün bunların sırları da var. Her biri saraydan çıkıyorsun ve beyefendinin görünen fotoğraftakini söylüyorum iradesi dışında bir kararla çıkıyorsun, boşaltıyorsun o makamı ve Davutoğlu sana sahip çıkıyor. Bülent Arınç geçmiş dönemde Davutoğlu’na nasihat verir gibi gözüküyor ama bu %50’nin onlardan nefret eder hale gelmesinin sebebinin şuana kadar izlenen nefret söylemleriyle takınılan politika olduğunu söylüyor. Yani dikkat edin hedefteki oklar hep saraya. Onun için dedim saray şuanda siyasi karantinaya alınıyor. Bu önemli bir laftır.

Ayşenur ARSLAN- Siyasi karantina önemli ve üstelikte karantinaya alan kendi adamları.

Haluk KOÇ- Kendi adamları tarafından alınıyor, yalnızlaştırılıyor.

Ayşenur ARSLAN- Yani bir yük taşınamayacak hale geldi belki dediniz o yük Erdoğan’ın bizzat kendisi mi acaba?

Haluk KOÇ- Kendisi ve şuana kadar bir hukuk devletinde olması gereken bütün soruşturmaların engellenmesine dönük koyduğu siyasi tavır ve ülkeyi demokrasiden, hukuk devleti kavramından adım adım uzaklaştırmaz. Şimdi bakıyorsunuz kendi adamları tarafından ya kardeşim yediniz içtiniz, eylendiniz, çaldınız, çırptınız, rüşvet aldınız, verdiniz neyse. Hesap masaya gelir değil mi? Yok diyorlar masadakiler şuanda. Hesabın sorumlusu biz değiliz. Hesap saraydaki tarafından ödenecek. O noktaya geliyor. Yani hesabın saraya kesilmesi gibi bir siyasi tavır sergileniyor burada.

Şimdi önümüzdeki tabloda göreceğiz. Nedir o? AKP milletvekili listelerinin hazırlanmasında biz %85 biliyorsunuz önseçim yapacağız. Bütün adaylarımız çalışıyor.

Ayşenur ARSLAN- Bu üstelikte Türk siyasi tarihinde çok görülür bir şey değil.

Haluk KOÇ- Daha önce 80 öncesinde rutindi. Bir önceki seçimde 32 ilde yapmıştı Cumhuriyet Halk Partisi. Bunu daha da genişletecek. Ama herkesin derdi yine Cumhuriyet Halk Partisi adayları nasıl belirleyecek? Birisi adayını İmralı Kandil vesayetiyle belirleyecek, o demokrat olacak, birisi adayını köşkle, başbakanlıkla saray arasındaki ilişkilerin şekillendirdiği bir liste ortaya koyacak. O demokrat olacak. Cumhuriyet Halk Partisi üyesine gidecek hakim huzurunda veya örgüt huzurunda ve o tartışılacak yine. Anlamadığım bölümlerden bir tanesi de bu.

Şimdi son tabloyu söylüyorum. Acaba saraya dönük bu olay listelere nasıl yansıyacak ve nereye gidiş? Yakın siyasi tarihe Ayşenur hanım çok kısa bir göz atalım. İki örnek vereceğim. Allah uzun ömür versin Sayın Demirel Cumhurbaşkanı seçildi. Tayyip Erdoğan gibi daha yukarıya çıkmadan değil 3 ay sonra o zaman DYP kongresini yaptı. Meşhur İsmet abi İsmet Sezgin onun da kulaklarını çınlatalım buradan saygılarımızı gönderelim. İsmet Sezgin beyefendiyi önermişti biliyorsunuz.

Ayşenur ARSLAN- Cindoruk bekleniyordu bir yandan.

Haluk KOÇ- Bekleniyordu. Tansu Çiller biliyorsunuz hilafa yani Demirel’in hilafına çıktı. DYP Genel Başkanı oldu ve ondan sonra ben bu kızı camdan atarım sözleri basına yansımıştı hatırlıyorsunuz. Yani yukarıya çıkan siyasi liderle eski partisi arasında, bıraktığı partisi arasında ben orayı da yöneteceğim iddiası geçerli olmuyor. Bunu rahmetli Özal döneminde de yaşadı Türkiye.

Yıldırım Akbulut biliyorsunuz Cumhurbaşkanı seçildikten sonra Özal Başbakan oldu. Daha sonra Mesut Yılmaz hareketi. Hatta Özal ölmeden önce yeni parti adıyla çıktığı partisine rakip bir parti kurmaya niyetleniyordu ömrü vefa etmedi.

Şimdi Tayyip Erdoğan aynı sendromu yaşıyor.

Ayşenur ARSLAN- Üstelik de kendi geldiği harekette de bu var. Yani sadece Cumhurbaşkanı seçilme sonrasında değil.

Haluk KOÇ- Kendisi hançer çekti hocasına rahmetli arkadan vurdu biliyorsunuz.

Ayşenur ARSLAN- Doğru söylüyorsunuz. Şimdi bugün köşesinde Nazlı Ilıcak’ta hatırlatmış. Çünkü o dönemde oradaydı Nazlı Ilıcak. Diyor ki, 1999 seçimleri öncesinde de Fazilet Partisi içindeki bir grup sürekli dışarıdan müdahale eden Erbakan’la hesaplaşma kararı vermişti. Seçim sonrasını beklediler ve Erbakan’ın mutemedine karşı ayaklandılar Kutan’a karşı diye.

Haluk KOÇ- Birçok örnek var. Geleneklerinde de var.

Ayşenur ARSLAN- Kendisi bu oyunu sahneledi. Bütün bu gücüne rağmen gerçekten etrafında bu çember olur mu? Siyasi karantina tutar mı?

Haluk KOÇ- Valla daha önce Brütüslük yapana da Brütüslük yapılır siyasette.

Ayşenur ARSLAN- Men dakka dukka diyor ona değil mi Erdoğan?

Haluk KOÇ- O da kendi sözüdür. Şimdi Arapça çok revaçta biliyorsunuz. Herhalde ben bir şey daha söyledim o da espri. Sağlığı konusunda bir şey demiyorum. Hekimim siyaseti özel alanı şeyin dışında bırakalım. Ama saraya döndükten sonra inşallah duvarlar kalın yapılmıştır. Çünkü çok yumruklayacak. Bence şifacı doktorun yanında ciddi bir vardır herhalde danışman kadrosunda. Yani teskin edici tıp dallarına ait uzmanlarında görev alacağı bir kadroya ihtiyaç duyabilir. Tanıdığım, gördüğüm, siyaseten yorumladığım Tayyip Erdoğan portresi için, psikolojisi için davranış kalıbı olan birisi için söylüyorum. Yani biraz gürültülü bir hesaplaşma olabilir. Bir süre örtebilirler. Yok böyledir, yok bizim liderimizdir, şudur, budur bilmem ne klasik sözler söylenir. Ama bu işte hani bir yün kazağın şeyi için bir ipucu çıkar biliyorsunuz o gider. Onu fark etmez yok yok bir şey olmaz dersiniz. Eskiden büyükler yakardı onu biliyorsunuz. O tırıttttt gider. Biraz öyle olacak gibi gözüküyor.

Ayşenur ARSLAN- Şimdi medya mahallesi programında medyayı sormadan size olmaz. Zaten deminden beri böyle arada sırada hani iktidarda değiliz, dönüp dönüp bize bunu soruyorlar işte önseçim yapıyoruz böyle söylüyorlar diyorsunuz. Medya mahallesini soracağım. Şimdi AKP ve Erdoğan’dan medya mahallesine geçişi de şöyle yapmak istiyorum. Geçenlerde sevgili Zafer Arapkirli’nin kendisi işten atılmış gazetecilerdendir bu yeni medya düzeninde. Bir twit attı. Orada Habertürk gazetesinin içinden bir bölüm paylaştı. Başkent gündemi diye bir bölüm vardır gazetede. Orada Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Kolombiya’da, Başbakan Tayyip Erdoğan Ankara’da işte bakanlar kurulu toplanacak diye üç madde vardı. Birde zaten CHP falan yok. Başkent gündemi onlardan ibaret.

Haluk KOÇ- Var var üçüncü maddede Kılıçdaroğlu Ankara’daydı.

Ayşenur ARSLAN- Öylemi onu atlamışım demek ki.

Haluk KOÇ- İlk ikisi önemli ama.

Ayşenur ARSLAN- İlk ikisi önemli. Daha önemlisi şu; bu hata yüzünden iki genç meslektaşımız Habertürk’ten atıldı. Yani bütün suçları bir hata, bildiğiniz hata. Erdoğan için hem Cumhurbaşkanı hem Başbakan demiş olmaları, iki gazeteci işten atıldı ve hem de nasıl biliyor musunuz? Tazminatsız olarak. Bir meslek suçu olarak kabul edilince biliyorsunuz tazminat verilmeyebiliyor. Turgay Ciner bu iki genç meslektaşımızın parasına el koyarak, haklarını gasp ederek çifte suç işlemiş oldu bana göre. Çok ama çok üzüldüm. Bunu paylaşmak istedim.

Şimdi buyurun yani bu medya patronları, medyada çalışanlar, işte bunun hesaplarının sorulamaması vs. medya mahallesi hakkındaki.

Haluk KOÇ- Doğru üçüncüsü de Kılıçdaroğlu diyebilirsiniz haklısınız. Bakanlar kurulu toplanacak.

Ayşenur ARSLAN- Yok değil mi? Üçüncü madde bakanlar kurulu. Ben dedim herhalde yanılıyorum yok. Yani böyle bir şey olabilir mi Allah aşkınıza? Bakın Ankara gece istihbarat şefi Serhat Akkan ve İstanbul Yazı İşlerinde Şef editör olarak çalışan Tarık Dağlıoğlu. Bu iki genç meslektaşım yani yok.

Haluk KOÇ- Şimdi Ayşenur hanım, biz bunu konuşmamızın ilk bölümünde bir demokrasi tanımı yapmıştık değil mi kurum ve kurallardan bahsetmiştik. Yani bir şekilde iktidara gelen yapının mutlak her istediğini yapmadığı bir düzendir demokrasi demiştik. Bunu da fren mekanizması olarak da çeşitli sistemler var demiştik anayasa mahkemesi, bağımsız yargı ve bunlardan en önemlilerinden bir tanesi de özgür medya. Özgür basın, özgür medya. Şimdi Türkiye’de fren mekanizmasının tamamen boşaldığını görüyoruz. Yani anayasa mahkemesi Haşim Kılıç’ın emekli olmadan önceki son dönemlerinde kişisel hak ihlalleriyle ilgili mahkemenin aldığı kararlar biraz rahatlattı toplumu biliyorsunuz. Ondan önceki uygulamaları var onlar ayrı. Şimdi yeni başkanın daha seçilir seçilmez icraatını bilmiyoruz Sayın Taha Akyol dün makalesinde Zühtü beyin, yeni başkanın kitabından bir alıntı yaparak yargının evrenselliği, yargının işte bu siyasi güçle iktidara gelenleri sınırlayacak bir mekanizma olduğu her istediğini yapmasının önünde engel olabilecek bir mekanizma olduğu konusundaki çalışmalarını söyledi. Bunlar teorik. Uygulamada nasıl olacak? Ben hükümetle ahenk içinde çalışacağım açıklamasını yaptığı anda zaten iş bitiyor. Bunu göreceğiz. Özgür medya. İki işten atılan arkadaşımız için söylüyorum.

Şimdi bakın bunu açıklayamasalar, ifade edemeseler dahi bunu bizzat yaşayan insanlardan bir tanesi benim. Nereden diyeceksiniz ne özelliğiniz var? Bir parti sözcüsüyüm ana muhalefet partisinin sözcüsüyüm. Karşımda da hep muhataplarım olmuştur. Daha önce Sayın Hüseyin Çelik vardı. Şimdi Sayın Beşir Atalay var. Onlar çift kanat tabi birde hükümet boyutu var. Sayın Arınç çıkar. Gayet doğal olacak. Yani bir televizyon yayın anlayışını Türkiye’de düşünebiliyor musunuz? Haber kanalları boyutunda söylüyorum. Yurtdışına da gidiyoruz, geliyoruz, siyaseti izliyoruz. Sayın Arslan, dünyanın hangi ülkesinde demokrasi adıyla rejimi tarif edilen hangi ülkesinde o ülkenin Cumhurbaşkanı ya da Başbakanı günlük yaptığı her etkinlik, her konuşma bütün kanallardan naklen yayınlanır diye bir teamül var mıdır? Efendim muhtarları topluyor, konuşuyor. Bütün akış kesiliyor herkes canlı yayında. Yani günün belirli saatlerinde açtığınız zaman canım TRT milletin vergisiyle biliyorsunuz bütçesi oluşturulan TRT ve yasası olan bir TRT, özel yasası olan bir TRT. Yani siyasete nasıl yaklaşacağı, iktidar nedir, muhalefet nedir? Bunların haber saatlerinin dahi orantılı olmasının yasal şart koştuğu TRT dahi, vergiyle çalışan TRT dahi bir iktidar partisi kongresini hadi konuşmayı geçtik, konuşmadan önceki folkloru, ıvır zıvır çığırtkanların bağırış çağırışı da dahil tribünleri bilmem ne. Bunların hepsini naklen yayınlıyorlar. Açıyorsunuz televizyonu Cumhurbaşkanı sarayda muhtarları topladı, bilmem ne işadamlarını topladı, bilmem ne derneğini topladı. Bir 50 – 100 kişi orada oturuyor konuşuyor, konuşuyor. Naklen yayın. Ondan sonra Başbakan şu partisinin şu kongresine katıldı baştan aşağı konuşuyor, konuşuyor. Parti sözcüsü açıklama yapıyor naklen o anda ne varsa akışta kesiliyor naklen soru cevaplar dahil. Bazen 45 dakika sürüyor, bir saat sürüyor. Hükümet sözcüsü keza. Ana muhalefet partisi? Diğer partileri hiç saymıyorum. Ana muhalefet partisi? Çıt yok. Haber bültenlerinde bir cümle. O da siz belli bir beceriyle, belli bir siyaset vurgusuyla siz gazetecisiniz hani haber olabilecek bir başlık tarzında bir şey ifade edebildiyse iki saat konuşmaktan bir cümle çıkartıp sizin vurguladığınız o siyasi karantina gibi bir kavram oluşturabildiyse, cesaret edebilirse o da akşam bir yerden telefonla bir uyarı almayacağının garantisini hissederse kendisini iş riskine sokmamak adına o verilebiliyor. Düşünebiliyor musunuz böyle bir iklim.

Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi bunlara karşıda uğraşıyoruz, uğraşacağız. Şikayet mi ediyoruz? Hayır etmiyoruz. Uğraşacağız ama Türkiye’nin siyaset manzarası, fotoğrafı bu. Onun için bize yazan, zaman zaman eleştirmiyorum kimseyi ama bunu söyleyeceğim. Bakın, ben tıp profesörüyüm. 2002’de üniversiteden ayrıldım. Belki yaşamımı çocuklarıma çok daha rahat gelecek bırakarak sağlayabileceğim bir uzmanlık alanım vardı. Bir toplumsal hizmet alanı diye siyasete girdim. Efendim şu kadar maaş alıyorsun, şudur, ben dışarıda çok daha rahat yaşayabilecekken mücadeleye girdim. Şimdi klavye kahramanlığını da bıraksın bazıları. Bakın açık söylüyorum, otur 5 kişi kılını kıpırdatma, sosyal, ekonomik konumundan en ufak bir ödün verme ama parmağının ucunu sorunların altına koyma. Onun için bazıları bakın eleştiri değil bu. Bunu söyleme hakkımız var çünkü. Eleştiri tabi ki kutsal. Eksiğimizi göreceğiz, sertte olacak bunları da anlayışla karşılıyorum. Ama sadece kahramanlıkla da bu iş olmuyor. Mücadeleye katkı gerekiyor. Onun için bunu da ekleyelim.

Ayşenur ARSLAN- İzleyicilerimi tenzih ederim.

Haluk KOÇ- Ben söyledim tenzih’i bende yaptım ama bakın izleyicileri söylemedim. Ben genel söyledim. Hiçbir boyutta bir katkı vermeyip ne olacak bu Türkiye’nin hali noktasında şikayet edenlerinde bir yerden mücadeleye katılması gerekiyor. Veya sıcak koltuğundan kalkıp ille CHP değil AKP’ye oy vermemek üzere sandığa gitmesi gerekiyor.

Ayşenur ARSLAN- Tabi esas burada önemli olan birde siyasetçinin hiç şikayet etmemesi lazım.

Haluk KOÇ- Doğrudur ama siyasetçide bir insandır, siyasetçide bir şeydir ve şimdikiler gibi bir çıkar uğruna siyaset yapmayıp sadece toplumsal dönüşüm yani arzu edilen bir demokrasi yakalaması Türkiye’nin amacıyla hizmet edilen insanların da bazı haksızlıklar karşısında ufacık da olsa bir karşı söz söyleme hakkı olsun.

Ayşenur ARSLAN- Çok teşekkür ediyorum Sayın Haluk Koç. Bugün özellikle sizinle birlikte olmayı çok arzu ettim. Çünkü Pazartesi günü bu iç güvenlik paketi geliyor meclise ve CHP’nin ne yapacağı herkes için, hepimiz açısından önemli. Sorularıma yanıt verdiniz teşekkür ederim.

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler

    Warning: mysql_num_rows() expects parameter 1 to be resource, boolean given in /home/eskisehirhaber/public_html/lib/CM/CM_db.php on line 0

    Warning: mysql_fetch_assoc() expects parameter 1 to be resource, boolean given in /home/eskisehirhaber/public_html/lib/CM/CM_db.php on line 0
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Eskişehir Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.